03 Mart 2008 17:03 · Felez
DownloadStudio DownloadStudio, internetten dosya menizi saglayan guzel
bir yazilim. Yazilim; ilebilecek dosyalari, programlari, resimleri,
sesleri, videolari, butun web sitelerini ve butun FTP sitelerini
ebiliyor. Diger download yoneticilerinde oldugu gibi web sitelerini,
FTP sitelerini, web sitelerindeki resimleri, ses ve video dosyalarini
indirirken farkli gruplar halinde indirmenizi sagliyor.Yazilim, me
islemlerini hizli bir sekilde yapiyor. Download yaparken sunuculara
baglanabildigi en yuksek hizla baglaniyor. Ayrica download islemine
kaldiginiz yerden de devam edebiliyorsunuz.Yazilim, sadece Windows
98/Me/2000/XP isletim sistemleriyle calismaktadir. Bu versiyonunda
yazilimin 15 gunluk kullanim kisitlamasi bulunmaktadir. Bu kisitlamayi
kaldirmak icin yazilimi $39.95 odeyerek satin almaniz gerekmektedir.
Not
= DownloadStudio Download Ettikten sonra Lutfen Virus Taramasindan
geciriniz. Biz DownloadStudio Programi Yazari degiliz ve Sorumlulukda
kabul etmeyiz. DownloadStudio Yazilimi yapan kisi veya kurulus
sorumludur.
Program yapimcisi - Conceiva - Programi indirmek icin buraya tiklayiniz
02 Mart 2008 09:46 · Felez
· Etiketler
cumartesi
,
gokbakar
,
gökbakar
,
ivedik
,
recep
,
röportaj
,
sahan
,
zaman
,
şahan
,
şahan gökbakar

Televizyon
dünyasının muzır adamı Şahan Gökbakar, yakında Recep İvedik filmiyle
sinemada arz-ı endam edecek. Kendine has esprileriyle iki üç yıldır bir
fenomene dönüşen Şahan Gökbakar, işin sırrını şöyle açıklıyor:
“İnsanlar bir maskeye sığınmış aslında. Benim yaptığım, maskeleri
indirip dışa vurmak.”
‘Zıpın’, ‘Zoka’, ‘Dikkat Şahan
Çıkabilir’, ‘Kime Diyorum Ben’ derken Şahan Gökbakar, iki üç yıldır
hayatımızın vazgeçilmezleri arasına girdi. Sade suya tirit işler
yapıyormuş gibi gözükse de aslında ağlanacak halimize güldürüyordu
bizi. Kimi zaman ekranlardaki tartışma programlarının düzeysizliğinden
dem vuruyor kimi zaman yarışmaların seviyesizliğinden ya da gelin
kaynana rekabetinden feyz alıyor, kimi zaman da dizilerin tekrara binen
konularından besleniyordu ve bunları bir skeçe dönüştürerek televizyon
dünyasını hicvediyordu. Bu anti-medya şovların seyirci nezdinde rağbet
görmemesi düşünülemezdi. Çünkü reyting hesaplarına hapsolmuş televizyon
yayıncılığı çoktandır zaten seyircinin gözünde pek bir şey ifade
etmiyordu.
Şahan Gökbakar,
çok yakında televizyon dünyasının dışına çıkacak. Hem de televizyonda
doğan Recep İvedik (aynı zamanda filme de adını veriyor) sayesinde. 15
Şubat’ta gösterime girecek filmi yine kardeşi Togan Gökbakar yönetiyor.
Çok yakında Uğur Yücel’in de içinde bulunduğu bir doğaçlama sit-com’la
beyazperdede görünecek. Haftada bir sinemaya gidecek kadar sinema
meraklısı olan Şahan Gökbakar, ‘iyi’ olarak anılan filmlerde oynamak
gibi bir tasası olduğunu söylüyor. Televizyonda olduğu gibi başarılı
olacak mı bunu zaman gösterecek. Ama öncesinde biz ‘muzır adam’ın
dünyasına kendi kılavuzluğunda bir göz gezdirelim istedik...
Sizce bir skeç karakteri filmi tek başına sırtlayabilir mi?
Birçok
insanın böyle bir tereddüdü vardı. Ama açıkçası benim kafamda en ufak
bir soru işareti yok bununla ilgili. Çünkü Serkan’la (Altuniğne)
senaryoyu yazarken şu anda çekilen filmi izliyordum. O tereddütleri de
insanlara anlata anlata giderdim.
Peki onca tipleme arasından Recep İvedik’i seçme sebebiniz nedir?
Beni
izleyen insanların aklına ilk gelen tiptir Recep İvedik. Dobra bir
insan olmasından dolayı bu kadar sevildiğini düşünüyorum. İnsanların
hep yapmak istediği; fakat toplumsal kurallar nedeniyle bastırdığı
davranışları sergiliyor. Mesela birisinden hoşlanmıyorsa gidip yüzüne
"Hoşlanmıyorum senden." diyor.
Bu tür filmlerde komedi
unsurları ya ortalama bir düzeye seslenir ya da seyircinin katılımını
sağlamak için zekice esprilere sırtını dayar. Siz ne yaptınız?
Recep
İvedik, zaten içimizden biri gibi. Onun kendi yapısı ve hayata bakışı
var. Dolayısıyla onun, olaylar ve durumlar karşısında vereceği
tepkilerin peşine düştük.
Filmin yönetmeni kardeşiniz Togan Gökbakar. ‘Gen’de de birlikte çalıştınız. Bu beraberlik neler getirdi?
Çekimler
başlamadan önce abi-kardeş ilişkisini sete taşımama kararı almıştım.
Sette Togan’a hep ‘Hocam’ diye hitap ettim. Avantajlarına gelince; bir
kere beni çok iyi tanıyor. Çekimler sırasında olumlu müdahalelerde
bulundu. Özellikle doğaçlama yapmam konusunda cesaretlendirdi. Togan’la
yaptığım işler, mutfağa girip beraber kek yapmak gibi bir şey. Başka
yönetmenlerle çalışırsam kekin içerisinde bir malzeme olacağımın
farkındayım. Dolayısıyla Togan’la çalıştığım zaman daha rahat oluyorum.
Açıkçası motive olmadığım zaman pek benden performans elde edemezsiniz.
Biraz Hakan Şükür gibiyim.
Sinemada nasıl bir yol çizmeyi düşünüyorsunuz?
İleride
DVD’lerine bakıldığı zaman hep iyi olarak anılan filmler içerisinde yer
almak istiyorum. İşin mutfağında olursam daha faydalı olacağım
kanısındayım. Bugüne kadar birçok film için teklif aldım. Ve o filmleri
daha sonra sinemada izledim. Açıkçası o filmlerde olmadığım için de
mutluyum. Ama beni eğlendiren bir senaryo gelirse ona da hayır demem.
Bir seyirci olarak sinemayla aranız nasıl?
Ortaokul
yıllarında başladım sinemaya gitmeye. Hâlâ da her hafta sinemaya
gitmeye çalışırım. DVD’ler çıktığından beri de koleksiyon oluşturma
niyetiyle bol bol film alıyorum.
Ne tür filmler hoşunuza gidiyor?
Bu
konuda Togan’ın önerilerini dikkate alırım. Genelde de zevklerimiz
ortaktır. Mesela ‘Baba’, ‘Dövüş Kulübü’, ‘Sıkı Dostlar’, ‘Amelie’,
‘Teenabum Ailesi’ gibi filmleri bayıla bayıla izlemişizdir. Her türlü
filmi izlerim; ama sanat filmlerine dayanamıyorum. Cannes ödülü almış
filmleri sevmem mesela.
Aslında mekteplisiniz, Bilkent
Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Tiyatro Bölümü’nden
mezunsunuz. Ama sizi, televizyonda yaptığınız programlarla tanıdık.
Çocukluğumda
hep enerjik ve komiktim. Biraz büyüyünce masa başı işlerden keyif
almayacağımı fark ettim ve komşumuz Gülseren Gül Tunca’nın da etkisiyle
‘Acaba tiyatro mu okusam?’ sorusu düştü aklıma. Sınava girdim ve
serüven böyle başladı. Okuldayken arkadaşlarıma "Kendi şovumu
yapacağım." diyordum. Okul bitince de İstanbul’a geldim, reklam
seçmelerine katıldım. Hepsi ‘Biz sizi ararız’ dedi; ama hâlâ
arayacaklar.
Peki televizyon programı fikri nasıl gelişti?
Baktım
kimse beni aramıyor, bir program yapayım diye düşündüm. Zıbın diye bir
program hazırladım. Birkaç yerle görüştüm, olmadı. TV8’de çalışmaya
başladım, bir ara da Zıbın’ın bir bölümünü hazırladım. 2004 yılbaşı
gecesi yayımlandı. Program beğenilmedi, beni işten attılar. Ben de
TRT’de bir şeyler yaptım. Orada da yaptıklarım beğenilmedi. Hatta o
dönem bazı televizyon eleştirmenleri çok yeteneksiz olduğumu yazdılar.
Sonra Zoka diye bir program yaptım TV8’e. Aslında var olan bir
programdı Zoka. İlk 13 bölüm yayınlanmıştı. İkinci 13 bölümü benimle
yaptılar. Beş altı hafta geçince yıldızım parladı. Aynı eleştirmenler
bu sefer ne kadar yetenekli olduğumu yazıyordu.
İlk programlarınız gerçekten kötü müydü, yoksa anlaşılamamış mıydı?
Zıbın
için anlaşılamadı diyebilirim; ama diğerleri başarısız programlardı.
Çünkü Zıbın’da yapmak istediğimi daha sonra ‘Dikkat Şahan Çıkabilir’
programında yaptım.
Temel olarak yaptığınız şov programlarında televizyon dünyasını hicvediyorsunuz. Bu anti-medya eleştirisi fikri nasıl gelişti?
Günde
10-12 saat televizyon izleyen bir insanım. Annem çalışıyordu, bize "Eve
gidince televizyon izleyin." diyordu. Yoksa evi yakabilirdik! Aklım
ermeye başlayınca televizyondaki saçma şeylere "Bu ne ya..." demeye
başladım. Sonra, o saçmalıkları arkadaşlarıma oynar oldum. Sonra da bu
birikimi bir televizyon projesi haline getirip anti-medya şova
dönüştürdüm.
TV8, ATV ve NTV’de programlar yaptınız; ama NTV’deki programınız beklenen ilgiyi görmedi, bunu neye bağlıyorsunuz?
Televizyonun
garip bir hali var. Hep bir önce yaptığınız iş daha iyi oluyor. Yani
öyle geliyor insanlara. Mesela TV8’den ATV’ye geçince insanlar
"TV8’deki programların daha iyi" dedi. NTV’ye geçince ATV’deki
programlar kıymete bindi. Çünkü Türkiye’deki seyirciler televizyonda
yeniliğe açık değil. Hep aynı şeyleri yapsanız, biri de çıkıp kendini
tekrarlıyor demez. Mesela Esra Ceyhan’ın programı 11 yıldır devam
ediyormuş. 11 yıl önce ben 16 yaşındaydım. 11 yıl içerisinde o kadar
şey değişti; ama Esra Ceyhan’ın dekoru bile değişmedi. Ben mesela
‘Dikkat Şahan Çıkabilir’i bıraktım. Oysa 10 yıl daha yapabilirim. Çünkü
sıkıldım.
Sizin konumunuzda olmak için çaba harcayan onlarca
insan var. Elbette yaptığınız işlerin etkisi büyük bunda; ama farklı
olarak insanlar ne buldu sizde ve mizahınızda?
Ben kendi
yaşamımdan yola çıkarak garip bir bakış açısı elde ettim. Bunu
‘birbirimizi kandırmayalım’ cümlesiyle özetleyebilirim. Bu bakış açısı
bana acayip bir komedi çıkartıyor. İnsanlar bir maskeye sığınmış
aslında. Benim yaptığım, maskeleri indirip dışa vurmak. O zaman çok
komik mevzular yakalıyorum. Esas olarak televizyonda anti-medya şov
yapmamın sebebi de budur. O kadar saçma şeyler oluyor ki televizyon
dünyasında, bunu dışa vurunca insanlara komik geliyor işte. Üstelik
bire bir onları taklit ederek yapıyorum bunu. Mesela Acun Arazi diye
bir skeç yapıyordum. Bire bir Acun’un programında kullandığı müziği,
aynı kamera açılarını, aynı metni kullanıyorum. Benim skeci izleyince
insanlar gülüyor. Ayrıca cesur işler yaptığımı da düşünüyorum. Uğur
Dündar, Metin Aralot ile ilgili yaptığım programlar gerçekten çok
cesurdu. Çünkü çok ağır şakaları içeriyordu.
Seyirci kitlenizle aranız nasıl? Herkese hitap ettiğinizi düşünüyor musun?
Ortaokul
yıllarımda Cem Yılmaz diye deliriyordum. Altı kere şovuna gittiğimi
bilirim. Kulise girip imza falan aldım. Çünkü o zamanlar onu bir lider
gibi görüyorduk. Bizim gibi espri yapıyor, herkese laf atıyor,
diğerlerinden farklı falan diyorduk. Benim seyirci kitlem de 12-25 yaş
grubu insanlar ve benim ya da bizim kuşağın Cem Yılmaz’a gösterdiği
bağlılığı şimdi bana gösteriyor. Onun için de çok mutluyum. Fakat bu
bir sorumluluk da yüklüyor insana.
Erol Günaydın siyasi mizahın artık yapılmadığını söylüyor. Suya sabuna dokunmadan yapılan mizah daha mı ilgi çekiyor artık?
Eskiden
siyasiler ya da siyaset üzerine yapılan mizahta Türkiye biraz daha
rahattı. İnsanlar espriye açıktı. Mesela Turgut Özal mizahçılar için
önemli bir malzemeydi. O da çok fazla önemsemez, kendisine yöneltilen
eleştirilere olgunlukla karşılık verirdi. Avrupa’daki siyasiler de
öyleydi. Şu anda o kadar rahat değil durum. Mizah dergileri mahkemeye
veriliyor. Televizyon yöneticileri daha temkinli. Dolayısıyla siyaset
ya da siyasiler üzerine mizah yapmak istesen de yapamazsın zaten. Yani
politik mizaha Türkiye şu an açık değil. Ayrıca ben kendi adıma
konuşursam, politik mizah yapmayı pek tercih eden biri değilim.
Yakında bir televizyon programı yapacağını öğrendik. Biraz bahseder misin?
Doğaçlama
sit-com yapacağız Uğur Yücel’le birlikte. Onun çalışmalarını yapıyoruz.
Uğur Yücel, yönetmen rolünde. Settar Tanrıöğen, Hakan Bilgin, Yosi
Mizrahi, Murat Akkoyunlu’dan oluşan bir kadro var. Şöyle ki herkesin
kulağında kulaklık var. Uğur Yücel birimize bir komut veriyor. Gidip
yapıyoruz. Çok ilginç olacak doğrusu.
02 Mart 2008 09:45 · Felez
· Etiketler
gokbakar
,
gökbakar
,
ivedik
,
kimdir
,
recep
,
sahan
,
ıvedık
,
şahan
,
şahan gökbakar

Recep İvedik Kimdir?
1. Tarifi imkansız bir adamdır Recep İvedik.
2. İsmi şimdiye kadar her nasılsa herhangi bir cadde yada sokağa verilmemiş tabelalar üstü bir insandır Recep İvedik.
3.
Agresif ve kompleksli kişiliğinin duygusal kişiliği ile olan uyumunun
ders kitaplarında okutulması gereken nadide şahsiyettir kendisi.
4.
Kendisine karşı yapılan eleştirileri "konuşma lan" diye kesmesinin
altında yatan gerçeğin aslında "gayet güzel bir türkçe ile konuşursan
seni dinlerim, bozuk bir türkçeye yada bozuk bir aksana asla tahammülüm
yoktur." manasına geldiğini bilmeyenin kalmadığı Türk Dil Kurumu özel
ödülünü alması gereken hatta geciken epik bir insandır bay İvedik.
5.
Engin bilgi birikimini "Kim 500 Milyar İstemez ki" adlı yarışma
programında bir kez daha ortaya koyan ve sunucu Konan Aşık bey'e en az
üç gömlek fark atan Meydan Larousse tadında, Ana Britanica modunda bir
kişiliktir Recep bey.
6. Halime ile olan sepet kazasını büyük
bir soğukkanlılıkla anlatarak dürüstlük timsali olduğunu gösteren
ayrıca daha sonraları medyada çok popüler olmasına rağmen Halime hanım
ile olan ilişkisini medyanın önünde yaşamayan ve mütevazi bir hayatı
tercih eden bir halk adamıdır Recep İvedik.
7. Henüz ufak bir
çocukken biricik Salih abisinin bakkal dükkanında tezgahtarlık yapan,
bundan hiç gocunmayan ve aradan geçen onca yıla rağmen geçmiş günleri
Salih Abi ile yad eden kadirşinas bir insandır.
8. Facebook yada
kendi tabiriyle feysbuk olayını herkesten önce çözmüş ve "Facebook
amele kaynıyor" sözünü literatüre sokmuş bilişim adamıdır Recep İvedik.
9.
Buzda dans yarışmasındaki performansı dudak uçuklatan ve jüri üyeleri
ile polemiğe girmek yerine sanatını icra ederek gönüllerde taht kuran
sms şampiyonudur bay İvedik.
10. Cnn international'ın
düzenleyeme korktuğu "Yılın nobel adayları" anketinde birinci
seçilmesine kesin gözüyle bakılan fakat nobele bel bağlamayan pamuk
gibi adamdır Sir Recep İvedik.
02 Mart 2008 09:28 · Felez
· Etiketler
kim 500 milyar ister
,
konan aşık
,
recep ivedik
,
recep ivedik filmi
,
sinema
,
şahanın filmi
Şahan Gökbakar beyaz perdeye taşınan Recep İvedik
karakterinden çıkışta zorlanmış. ”Beni negatif etkiledi. Bazen bu benim
konuşmam değil diye düşünüyorum” diyor
Dikkat
Şahan Çıkabilir” isimli komedi programı çok beğenilince dikkatleri
üzerine çeken Şahan Gökbakar, bir kaç yıl içinde espri yeteneği ve
yarattığı tiplerle Türkiye’nin komik adamları arasında yerini aldı.
youtube’da milyonlarca kişi tarafından izlenen Recep İvedik tiplemesini
beyazperdeye taşıyan Gökbakar, bir yandan da Kanal 1′de Uğur Yücel ile
birlikte ”Kolay Gelsin” isimli canlı sitcom’la hayran kitlesini
genişletiyor.
Uğur Yücel’le birlikte bir sitcom’a başladınız. 22 Şubat’ta
Recep İvedik filminiz vizyona girecek. İki ayrı heyecan yaşıyor
olmalısınız?
Evet hem heyecan hem de doğum sancısı var. Uğur Yücel’le Almanya’da
yıllardır yapılan Schiller Strasse programının Türkiye formatını
yapıyoruz. 16 ülkede daha yapılıyor. Özgün bir formata başladık. İlk
iki bölümü çok eğlenceli ve komik oldu.
Özgün bir format olduğunu söylüyorsunuz ancak Tolga Çevik ve
Salih Kalyon’un yaptığı Komedi Dükkanı’na benziyor diye eleştiriler
aldınız.
Bazı köşe yazarları, televizyon eleştirmenleri Komedi Dükkanı’na
benziyor veya çalıntı diye yazdılar. Bunlar tamamen deli saçması. Tolga
Çevik ve Salih Kalyon�un yaptığı işin tadı, rengi, duruşu ve durumu çok
farklı. Hatta Komedi Dükkanı’nın Schiller Strasse�den üretildiğini,
türediğini ve fikir olarak oradan esinlenildiğini düşünüyorum.
Doğaçlama komedi türedi artık herkes doğaçlama komedi yapıyor gibi yazılar da çıktı.
2004 yılından beri televizyona iş yapıyorum ve o yıldan beri bütün
skeçlerimi, işlerimi doğaçlama yapıyorum. Tolga Çevik’in bulduğu bir
şey değil doğaçlama komedi. Benim zaten daha önceden beri yaptığım,
bundan sonra da hep yapacağım, hatta zamanında da ben böyle yapıyorum
diye çok ilgi çeken ve üzerine konuşulan bir iş.
Tolga Çevik’le rakip olduğunuzu düşünüyor musunuz?
Evet öyle bir yola çekilmeye çalışıldık maalesef. Kesinlikle benim ne
Tolga Çevik’le ne de Tolga Çevik’in benimle rakip olma gibi bir durumu
olamaz.
Uğur Yücel’le TV’de çok seçici davranan bir insan. Onunla aynı projede yer almanız nasıl oldu?
Bizim başladığımız iş dört yıldır piyasada. Bu proje herkesle yapılmaya
çalışılmış. Haluk Bilginer, Beyazıt Öztürk, Demet Akbağ gibi isimler bu
proje için gelip bir deneme çekimi yapmış. Fakat hiçbiri yakalanmak
istenen düzeyde olmamış. Bazıları çok komik, bazıları çok durgun olmuş.
Dolayısıyla bir türlü yapılamamış. İki yıl önce bu programın deneme
çekimine gitmiştim. Zaten Erol Avcı ve Uğur Yücel isimlerini duyduğum
zaman hani �Annenin hatrı için çiğ tavuk yenir� derler ya, ben de onlar
için çiğ tavuk yerdim.
Uğur Yücel’le önceden tanışıyor muydunuz?
Hayır. Ben Uğur Yücel�e ”Muhsin Bey” filminden beri hayran olan
biriyim. Onunla bir araya gelince kafalarımızın çok uyuştuğunu fark
ettim. Oyunculuk stilimi iyi anladığını, yapabileceklerimi iyi
anladığını fark ettim. Bu beni çok mutlu etti.
Uğur Yücel’le çalışmak zor mu?
1,5 saatlik bir performans sergiliyoruz. Hiç durmadan canlı olarak
çekiyoruz olayı. Uğur Yücel bizi zorlamanın aksine, bizim hayatımıza,
oyunculuk adına çok ilginç noktalar kazandırdı. Bir kere benim
performanslarımı çok beğendi. Bunu bana söylediğinde benim için gurur
kaynağı oldu. Hayata dair ufak tefek cümleleri var çok tecrübeli. O
cümleler üzerine düşünmeye başladığınız zaman, oyunculuk ve hayat
üzerine güzel çıkarımlar elde edebiliyorsunuz. Zorlama yerine yardımcı
oluyor. Ben Bilkent Üniversitesi�nde oyunculuk okudum şimdi de
masterımı Uğur Yücel�le yapıyorum. Oyunculuk adına çok donanımlı ve çok
yetenekli biri. Onunla bir ortamı paylaşmak güzel bir şey.
Recep İvedik oldukça kıllı bir arkadaş. O tipe bürünmek için nasıl hazırlık yaptınız?
Tüm vücuduma kıl yapıştırıldı. O kıllar vücudumda 10-15 saat kalıyordu
her gün. Sonra asetonla o kılları çıkartıyorlardı. 15 kilo aseton
bitti. Tiner, aseton kokusuyla uyudum. Kafam iyi gezdim sürekli.
(Gülüyor) Rüyamda kılların saldırısına uğradım. Öyle bir psikolojiye
girdim.
Çekimler süresince Recep İvedik olarak dolaşmak, onun gibi oturup konuşmak, hareket etmek sizi nasıl etkiledi?
Recep İvedik’e geçişlerde pek zorlanmadım. Sadece Recep İvedik’ten
çıkışlarda zorlandım. Etkilerini taşıyorum hâlâ. Etrafımdaki
hanımefendilere -Ne var lan! diye konuşmaya başladım. Mesele restoranda
yemek yiyip geyirdim. Recep İvedik’ten sonra pis bir adam oldum. Beni
negatif etkiledi. İnsan bu kadar çok tipleme yaptıktan sonra Şahan
nasıl bir adamdı diye düşünmeye başlıyor. Bazen konuşurken bu benim
konuşmam değil diye düşünüyorum. Kendi karakterimi unutmaya başladım.
Kendimi de bir tipleme olarak görüyorum.
02 Mart 2008 09:28 · Felez
· Etiketler
kim 500 milyar ister
,
konan aşık
,
recep ivedik
,
recep ivedik filmi
,
sinema
,
şahanın filmi
Sizinle ilgili bir şey dikkatimi çekti. İnsanlar sizi ya seviyorlar ya da nefret ediyorlar.Bu iki uç nokta sizi nasıl etkiliyor?
Bu durum benim iş yaptığım alanda doğru bir şey yaptığımı gösteriyor.
Hayatta da böyleyimdir. İnsanlar ya beni çok severler ya da hiç sevmez.
-Şahan iyi çocuktur� gibi arada kalan bir yorum olmadı benim hayatımda.
Hep -Iyyy nefret ediyorum, iğrenç bir herif ya da -Abi süper bir herif,
muhteşem! diyorlar. Yaptığım iştede böyle konuşulması beni acayip
tatmin ediyor. Demek ki, yüksek düzey bir iş yapıyorum ki, orta bir
fikir yok. İki uçta fikirler. Bu beni çok mutlu ediyor.
Kadın olmak hoşuma gidiyor�
Kadın rollerini size çok yakıştırıyorlar. Nasıl bu kadar başarılı oluyorsunuz kadın konusunda?
Annem de çok yakıştırıyor. Çok ilginç bir durum. Demek ki suratım, hal
ve harketlerim bir kadına çok yakın. Genelde Çok tatlı kadın! diyorlar
benim için. Uzun süre annemi ve arkadaşlarını gözlemledim. O yüzden
teyze konuşmalarına ve el hareketlerine çok yatkınım. Benim de hoşuma
gidiyor kadın olduğum zaman. Ama sadece skeçlerde kalırsa memnun olurum
(Gülüyor)
Doğa Rutkay’la nişanlandığınıza, evlendiğinize dair haberler çıktı. Gerçekten evlendiniz mi?
Bu konularda konuşmak istemiyorum.Çıkan haberler hiç umrumda değil. Ben kendi adıma medyatik bir ilişki yaşamıyorum.
Beyaz Show’da rap söylediniz. İnternette çok güzel yorumlar var sesinizle ilgili. Bir albüm yapmayı düşünüyor musunuz?
Ticari amaçlı bir albüm asla düşünmüyorum. Ciddi anlamda Ceza
hayranıyım. Ceza çok iyi arkadaşım. Onun yaptığı şarkıları dinlemekten,
ezberleyip söylemekten çok keyif alıyorum. Sadece kendi eğlencemiz
adına birlikte şarkı söyleyebiliriz.
Müziğe karşı ilginiz var o zaman?
Gitar çalıyorum. Klarnet çalmaya başladım kendi kendime. Klarnette
çözemediğim tuşlar var o yüzden Hüsnü Şenlendirici’yi arıyacağım. Şimdi
Binbir Gece’nin giriş müziğini çalıyorum. Küçükken bağlama çalardım.
Bir de pet şişeden ney sesi çıkartıyorum.
Stand-up yapmayı düşünüyor musunuz peki?
Yapmayı tabii ki düşünüyorum fakat bunu Cem Yılmaz�ın getirdiği mevcut
bir sistem var ya. Tek kişi çıkar ve hikâyeler anlatırdan daha farklı
bir şekilde yapmayı tasarlıyorum. O farklılığı bulduğum anda yapacağım.
Farklı olması gerektiğini buldum ama nasıl olması gerektiğini bulamadım
(Gülüyor)
Siz kendinizi ekranda komik buluyor musunuz? Şahan Gökbakar kimlere güler?
Bana çok komik geliyor çünkü onu başka bir insanmış gibi izliyorum.
Benim güldüğüm isimler tabii ki var. Beyazıt’ın işin içinden çıkamadığı
anlar beni acayip güldürüyor. Cem Yılmaz’ın bir hikâyeyi anlatırken
kurduğu dünyayı çok seviyorum ve gülüyorum. Ata’nın birebir yaptığı
Fatih Terim ve Bülent Ersoy tiplemelerinin olağandışılığına gülüyorum.
Okan Bayülgen’in anarşist antimedya duruşunun altında gizlediği popüler
kültür temalarına gülüyorum.